Azgelişmişlik ve Uygarlık

FAHRİ YURTSEVER yazdı..


Tanıma göre, sanayileşmiş ülke, gelişmiş ülke; gelişmiş ülke uygarlık (medeniyet) demektir.

Medeniyet Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar:   Azgelişmişliği tanımlayan Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşlar, kişi başına düşen milli gelirden, kırsal nüfus oranına, sanayi üretiminden, enerji kullanımına, okur-yazarlık oranından, sağlık-eğitim harcamalarına, kişi başına düşen kağıt-su-temizlik malzemeleri-et-balık-süt tüketimine, kadının toplumsal-siyasal hayatta ne kadar yer aldığına, salgın-bulaşıcı hastalıklardan, çocuk ölümlerine kadar pek çok şeyi baz alırlar. Son yıllarda bunlara satın alma gücü paritesi eklenmiştir. Kısaca bütün kalemlerde, şu kadardan az iseniz, azgelişmiş-kalkınmakta olan ülkeler sıralamasında yer alırsınız. 

 

İki şeyin temel alındığı ortadadır:

1-Sanayi üretimi ve buna bağlı gelişen alt yapı yatırımları, 2-Kişi başına düşen tüketim miktarları.

  

Orta çağdan çıkış milat alınır ve kimin ne düzeye ulaştığı, yarışta nerede olduğu hesap edilir. Çok az kimi Afrika toplulukları ilkel kabul edilirken, yani hiçbir gelişme düzeyine yerleştirilmezken, kimi Asya-Orta Doğu-Güney Amerika ülkeleri az gelişmiş yada gelişmekte olan ülke olarak sıralanır. Bu tarifi ve sıralamayı egemenler yani gelişmişler! yaparlar. Bu ülke sıralamasında, bilinç altında insanlarda sınıflanmıştır aslında.

 

Bu tarife göre, azgelişmişlik, gelişmiş olmama halidir. Yanlış da değildir. Bizler de hep niçin geri kaldığımızı, ileri ülkelerde olan şeylerin niçin bizde olmadığını sorgularız, kendimizi gelişmiş-ileri ülkelerle kıyaslarız. Batılılara imreniriz, hatta kendimizi aptal, ilkel, geri, barbar kabul ederiz.!

 

Tanıma göre, sanayileşmiş ülke, gelişmiş ülke; gelişmiş ülke uygarlık (medeniyet) demektir.

Buna göre, kendi halinde memnun-mesut yaşayan kapalı bir köy, medeni köy değildir. Medeniliğin ölçütü, insanların salt huzurlu-mutlu-sağlıklı olmaları değildir. Medeni olma -uygar- nitelemesini hak etmek için, öncelikle gelişmiş olmalı, yani elektrik-su-telefon-kanalizasyon-yol bulunmalı, traktör vb modern üretim araçlarına yeterli düzeyde sahip olmalıdır.

 

İnsan hayatını kolaylaştıran bütün bu alet-makineler, imkanlar mevcut ise, insanlar rahat-mutlu yada rahat-mutluluk sunulmuş kabul edilir. Sanayi ve teknolojinin nimetlerinden, bütün toplumun eşit yararlandığı -eşit yararlanma fırsatına sahip olduğu- varsayılır. Buna rağmen rahata-mutluluğa (zenginliğe) ulaşamamışlarsa, ya kişisel becerileri zayıftır veya psiko-sosyal sorunları vardır! Bütün bu alet, makine, imkanlar mevcut değil ise, yeterince mutlu olamazlar yada mutsuz olduklarının bilincinde değillerdir!?  

 

Yani, azgelişmiş yada gelişmemiş bir ülke iseniz medeni, medeni ilişkiler sahibi değilsinizdir, sonucu çıkar!

 

Bu tanımlamada doğrular ve yanlışlar vardır. 1-Objektif olanla, olmayan birbirine karıştırılmaktadır. Sanayi ve teknikteki gelişme, elbette insan hayatını kolaylaştırır, ilaç sanayi ve tıp alanındaki gelişmeler insan hayatını uzatır. Objektif ve teorik olarak böyledir. Ancak, bütün bu gelişmeler toplum ve insanlık için değil de, kar etmek, daha çok kar etmek veya savaş için yapıldığında böyle olmayabiliyor. En bilinen örneği atomun parçalanmasıdır. Bilimde bir çığır açarken, insanlığın başına bomba olarak düşebilmiştir. Kontrolsuz sanayileşme, çevre kirliliğinin, yaygın kanser ölümlerinin sebebi olabilmiştir. 2-Rakamlar nüfusa bölünerek dağıtım yapılmaktadır. Gelişmenin nimetlerinden, herkesin eşit yararlanmadığı ortadadır. 3-Fırsat eşitliği aldatmacadır. Milyonlarca insanın, Bill Gates olma şansı yoktur.

 

Bir yanılgıya daha düşürülürüz. Sanayileşme, tarımın-köylülüğün küçümsenmesi, şehirleşme ve tüketim alışkanlığı-kültürü olarak sunulur. Sanayileşmenin, şehirleşmenin bizi kendiliğinden uygarlığa götüreceği, uygar ülkeler seviyesine çıkaracağı şeklinde algılamamız istenir. Toplumdaki eşitsizlikler, hizmetlerin-refahın eşit dağılıp dağılmadığı saklanır, göz ardı edilir. Uygarlığın asıl ölçütü insan ilişkilerinde, ilişkinin toplumsal düzenlenişindeki adalette aranmaz. Bireysel beceri ön plana çıkarılır.

  

Gelişme yani sanayileşme, yani modern-teknolojik makineler, aletler vb elbette bizlere daha kolay bir hayat imkanı sunar, ancak insanlığı, insani ilişkileri birebir, kendiliğinden sunmaz. Örneklemek gerekirse, sırtında yük taşıyan bir hamal veya bir inşaat işçisi oldukça insancıl, yumuşak, yardımsever, iyiliksever, iyi bir eş ve baba olabilirken, son model bir aracı kullanan pek çok “maganda” hepimiz görmüşüzdür. Çarptığı bir yayayı yada köpeği bırakıp kaçan pek çok modern giyimli, okumuş yazmış sürücü vardır.

      

Gelenek-görenek-töre vb sebeplerle bizleri ilkel bulan batı toplumlarında, her bir dakika içinde birkaç kadına tecavüz edilmektedir. Sokağa tükürmeyen insanlar, trafikte onca saygılı davranan insanlar, zencileri, Yahudileri diri diri yakmışlardır. Vietnam’da-Cezayir’de-Irak’ta yaşananların görüntüleri dehşet vericidir. En modern silahlarla, köyler, pazar yerleri bombalanmakta, kadın ve çocuklar bilerek öldürülmektedir. Atmosfer ve yer altı-üstü suları sanayi atıklarıyla zehirlenmektedir. Sözüm ona uygar bilim adamları, iz bırakmayan işkence yöntemleri-teknikleri keşfetmekte, yeni biyolojik-kimyasal silahlar icat-imal etmektedir…

 

Görülüyor ki, ileri sanayileşme, büyük otoyollar, gökdelenler, metrolar, bakımlı çevre, trafik kurallarına uyma, sıraya girme alışkanlığı vb tek başına uygarlığın ve uygar olmanın ölçütü olamıyor. Okumak yazmak yalnızca cahillik semerini alıyor, eşek olan yine eşek kalıyor.   

 

Büyük ihtimalle, uygarlığı farklı tanımlıyor ve farklı algılıyoruz. Çelişkinin sebebi bu olsa gerekir. Bizler uygarlıktan, insanlığı-insana saygıyı-değer vermeyi anlıyoruz. Orak-tırpan kullanırken, klimalı biçerdöver kullanan batı çiftçisini gördüğümüzde, ilk aklımıza gelen maliyetin ne kadar düştüğü ve verimin arttığı değil, işin kolaylaşmasından ötürü, köylünün ne kadar çok rahata erdiğidir. Bizim, insana değer verme olarak gördüğümüz pek çok şey, batılının gözünde -sendikal mücadele vb sonucu kazanılmış- zorunluluk veya genel maliyet hesapları gereğidir. Çevreyi kirletmemek, belediyenin temizlik masraflarını ve hatta sağlık bakanlığının giderlerini düşürür. Çıkış noktasının para-maddiyat olması, sonucu itibarıyla kişisel faydayı ve güzelliği elbette gölgelemez.

 

Uygarlığı farklı algılamanın yanında, eğitim sistemimizdeki batı formasyonundan kaynaklanan bir empoze ile, bilinçaltımıza şu işleniyor: Uygarlık, batılı toplumlara aittir. Doğulu, Asyalı, Afrikalı toplumlar uygarlığı orada aramalı, onlara riayet etmelidirler. Onlar gibi olmaya çalışmalıdırlar.

 

Üstelik sadece günümüzde değil, geçmişte de büyük uygarlıkları, hep batı toplumlarının kurmuş olduğu bizlere öğretilir. Veya onların tarihlerini okuduğumuz için ister istemez böyle olur. Onların filmlerini seyrettiğimiz için, onların kahramanları ile özdeşleşiriz. Kafa derisini yüzen barbar Yerli-yi değil, yerli köyünü topa tutan beyaz adamı tutarız. Yunan-Roma uygarlıklarını biliriz ama Aztek-Maya-Çin-Hint-Tai-Anchor yada Türk ve İslam uygarlığını pek bilmeyiz.

 

Her çağda, her toplumsal dönemde, kimi toplumlar diğerlerini geride bırakan bir gelişme göstermiş, çevresini etkilemiştir. Hatta, dünyanın farklı bölgelerinde farklı uygarlıklar eş zamanlı hüküm sürebilmiştir. Evet, günümüzün yani modern toplumun uygarlığı batıdır. 1500 lerden sonra gelişen kapitalist sanayileşme ile, bu uygarlığın mimarı onlardır. 20 yy.da ortaya çıkan sosyalist yaşam biçimi ve ülkeler bir uygarlık örneği oluşturamadan son bulmuştur. Yanlış olan, tek tip bir uygarlık anlayışının, yani kapitalist yaşam biçiminin bütün olumsuzlukları ile, kaçınılmaz ve tek doğru-tek seçenek olarak sunulmasıdır. Tarihteki başka uygarlıkların varlığı saklanarak, geçmişte de bütün uygarlıkları batı toplumlarının yaratmış olduğu gibi bir imge oluşturulmasıdır.

 

Özetlersek, günümüzün uygarlığı yada uygarlık örneği iyisiyle-kötüsüyle budur. Batılı-modern, kapitalist yaşam biçimidir. Ancak, onu uygar bulamayacak kadar eleştirebiliyorsak, çekim merkezi özelliğini yitirmiş, zamanını doldurmuş demektir. Halihazırda, uygar değil, barbardır. Fiziki yapısı modern, insana bakışı ilkeldir. İnsanoğlunun görevi, bu uygarlığın içinden iyi yönlerini alarak, kötü yönlerini bertaraf ederek, tümüyle insancıl yeni bir uygarlık yaratmaktır. Sanayi-teknolojideki gelişmeyi bütünüyle insanın iyiliğine, yararına kullanmak, içinde yaşadığımız ortamı-dünyayı mahvetmemektir. Bir insana zarar vermenin, bütün insanlığa kastetmek olduğunu kavramaktır.

Sorun elbette sanayileşme ve şehirleşmede değildir. Sorun, kâr-rant-bireysel zenginlik hırsının her şeyin üzerinde tutulmasındadır. Siyasi-ekonomik egemenliği elinde bulunduranların, toplumsal yaşamı ticari anlayışla düzenlemelerindedir.

 

Batı uygarlığının eksikliği, gönlünü dışlamış olması, duygusallığa yer vermemesidir.

Halbuki insan duygularıyla, sosyal duyarlılığıyla insandır, gerisi et-kemik ve hayvansı içgüdülerdir.

 

Sadece mantığımızla değil, kalbimizle de düşünerek teknoloji geliştirdiğimiz, sanayileştiğimiz zaman, bozulmadan-kirlenmeden-manevi değerlerimizi yitirmeden ilerleyebiliriz.

 

Meseleye bu açıdan baktığımızda, bugünkü gelişmemiş olma halimizi bir noktaya kadar, avantaj olarak değerlendirmek bile mümkündür. Örneğin, onların yaptıkları hataları yapmayabiliriz. Henüz vakit varken, topraklarımızı zehirli ilaçlarla, kimyasallarla, GDO la kirletmeyebiliriz. Nükleer santraller yerine, doğal-yenilenebilir enerjiye yönlenebiliriz. Kırsal kesimi şehirlere yığarak, büyük şehirleri yaşanmaz hale getirmeyebiliriz. Aile kurumuna sahip çıkabilir, eğitim sisteminde batının hatalarına düşmeyebiliriz. Savaş helikopterlerini, normal zamanlarda ambulans olarak kullanmak üzere dizayn edebiliriz. Saldırgan silahlanmaya değil, eğitim ve sağlığa ve bilime daha çok kaynak ayırabiliriz…

 

Bunu başarabilirsek, gelişme düzeyini de, gökdelenlerin boyu, kaç dolar milyarderi olduğu, soyut milli gelir rakamlarıyla değil, hiç aç-yoksul bulunmaması, bölgesel farklılık olmaması ve bilgi-bilim, sanat ve edebiyatla ölçebiliriz. Belki çok gelişmemiş! ama gerçekten uygar bir memleket olabiliriz.

 

Fahri Yurtsever

Ankara 2005

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !