ABD VE AB BAĞIMLILIĞINDA AKP İLE BULUŞMAYA KARŞI ATATÜRKÇÜ ÇÖZÜ

Tartışmalar yoğunlaştı, milletimiz arayış içinde. Kimsenin oyunu, CHP-DSP-DP eliyle ABD-AB programlarına yeniden bağlama niyeti de yok gördüğüm kadarıyla. Bu çok sevindirici. Çünkü Türkiye'nin yeni bir AKP'ye tahammülü yok.

vatanhaber.net posta gurubu
Deniz Yalçın 11 Mayıs 2007
Tartışmalar yoğunlaştı, milletimiz arayış içinde. Kimsenin oyunu, CHP-DSP-DP eliyle ABD-AB programlarına yeniden bağlama niyeti de yok gördüğüm kadarıyla. Bu çok sevindirici. Çünkü Türkiye'nin yeni bir AKP'ye tahammülü yok.
Bugün için asıl olan, hem CHP (CHP'nin Atatürk'ten koptukça ABD ve AB sularına yelken açmasıyla) hem de diğer partiler eliyle 50 yıldır Amerika ve Avrupa kapısına bağlanan Türkiye'nin ilerici, aydın, işçi, memur, esnaf, köylü birikiminin o bağları kopartma noktasına gelmesi. Bunları haykırması. Ortada açık talepler var. En belirgini: "NE ABD NE AB TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE". Bu talebe yaslanamayacak partilerle programda değil ama kişilerde ittifak, önümüzdeki süreçte bizi de o partilerin yıkımına ortak etmekten başka bir sonuca yol açmayacak. O nedenle Atatürk'te, programda birleşmeyi öneriyoruz. Diğer tüm birleşmeler, Washington'da, Brüksel'de birleşme anlamına geliyor bugünkü aşamada.
Kaldı ki sistemin sözde "istikrar" mekanizmasını  sürdürmek istediği bir dönemde, AKP'nin çöküşü karşısında 14-29 Nisan ruhunu deyim yerindeyse emecek, etkisizleştirecek alternatif arayışlarına yöneldiği ve bunun da CHP-DSP-DP ekseninde geliştiği bir ortamı yaşıyoruz.
Ayrıca karşı taraf da (ABD-AB-AKP) bu noktadan bakıyor. Eğer biz, AKP'yi devirmek üzerinden bir ittifak arayışı içindeysek sadece, bu, sistemin de karşı çıktığı bir nokta değil zaten. TÜSİAD solcularının "orta sınıf" diyerek karalamaya çalıştıkları miting katılımcılarını CHP-DSP ittifakına, DP'ye yönlendirmek, küçük Amerika sisteminin can simidi şu aşamada. AKP'de diretmek, yenilgide diretmek anlamına geliyor çünkü.
Bugün ne ABD ne de AB kaynakları 14-29 Nisan mitinglerini AKP'nin devrilmesi üzerinden tartışıyor. Buralarda yaşanan esas panik, küçük Amerika sisteminden kopmayacağı düşünülen kitlelerin ABD ve AB karşıtı pozisyona gelmeleri. Yeniden Atatürk Devrimi rotasına girmeleri. Karşı taraf meseleye bu noktadan bakıyor. İşi AKP karşıtlığı üzerinden ele almıyor. 6 Mayıs tarihli Aydınlık'ta yayımlanan ve ABD-AB kaynaklarına dayanarak kaleme aldığım yazı bunu göstermeyi amaçlıyor. 
Bir önemli yazıdan daha alıntı. ABD Ulusal Güvenlik Üniversitesi' nden Ömer Taşpınar'ın 7 Mayıs 2007 tarihli Radikal gazetesindeki yazısından: http://www.radikal. com.tr/haber. php?haberno= 220541&tarih=07/05/ 2007
"Türkiye'deki durum gerçekten de şaşırtıcı. Cumhuriyet'in temellerini atan ve rejimin çağdaşlaşma-Batılı laşma projesine damgasını vurmuş Atatürkçü siyasi düşünce artık Batı'yla kavgalı durumda. Milyonların katıldığı Atatürkçü mitinglerde sürekli ABD ve Avrupa Birliği karşıtı sloganlar atılıyor. Geçtiğimiz ay içinde Türk Silahlı Kuvvetleri ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den gelen Avrupa Birliği ve ABD'yi suçlayıcı ifadeler de ortada. Atatürkçülüğün bu ulusalcı ve Batı karşıtı duruşu Avrupalı ve Amerikalı gözlemcileri oldukça şaşırtıyor... Fakat başka bir gelişme var ki, kafalarını daha da karıştırıyor. Türkiye'nin İslami kimlik taşıyan en güçlü siyasi partisi artık Batı'ya, Atatürkçülere oranla çok daha sıcak bakıyor. Müthiş bir paradoks bu Batılı gözlemciler açısından. Bu çelişkinin en çarpıcı örneği Avrupa Birliği konusunda yaşanan kutuplaşma. Bir yanda Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Avrupa Birliği için gösterdiği tarihi çaba. Öte yanda kendini Atatürkçü ve Kemalist olarak tanımlayan kesimlerin Avrupa Birliği konusundaki isteksizlik ve öfkeleri. Sonuçta Türkiye'ye dışarıdan bakıldığında çelişkiler dolu bir manzara ortaya çıkıyor. Eski İslamcılar Batı dostu, eski Batıcılar ise Batı düşmanı olmuş görünüyor. Böyle bir ortamda ne Amerika, ne de Avrupa, Türkiye'de önünü görebiliyor. Adeta paralize oluyorlar, hangi yöne gideceklerini şaşırıyorlar. "
Ömer Taşpınar, mitinglerde ABD açısından beliren tehlikenin AKP'nin devrilmesi olmadığını, Türkiye'nin Atlantik sisteminden kopma noktasına gelmesinin ve TSK'nın da bu konumu paylaşmasının esas tehdit olduğunu açıkça belirtiyor. Taşpınar ismi, ABD de önemli.
İkincisi, AB nasıl kavramış bu gelişmeleri, ona bakalım.  Pazartesi günü yayımlanan Sabah gazetesinden, Nur Batur'un köşesinden aktarıyorum: " Son günlerde Batı dünyasında tüm gözler Türkiye'ye çevrildi. Toz duman arasında yaşananları anlamaya çalışıyorlar.
Hem Washington hem de AB başkentlerine, Ankara'dan her gün raporlar gitmeye başladı. Neler mi yazıyorlar?.. "Arka arkaya yapılan büyük mitingler herkesi şaşkına çevirdi. Kimse böylesine büyük kalabalıkların laik ve çağdaş Türkiye'yi korumak için sokaklara çıkmasını beklemiyordu"… Büyük kriz erken seçim kararıyla şimdilik aşılmış gibi ama sandıktan kimin çıkacağı çok önemli. Raporlarda dile getirilen ciddi kaygılar var. En büyük kaygı ise meydanlarda esen AB karşıtı rüzgarlar!"
Tablo açık değil mi? Karşı taraf, mitingleri ABD ve AB karşıtlığı üzerinden değerlendiriyor. Bunun için de AKP'ye karşı Brüksel'de, Washington'da birleşmeyi öneriyor. Bu noktada en doğru tutumu ise İşçi Partisi sergiliyor. Bu nedenle yükseliyor. Kapsayıcıyız. Türkiye'nin Atatürk Devrimleri'ni sahiplenen birikimi, kadroları ile eninde sonunda buluşacağız. Biz, Türk Devrimi'nin iki yakasıyız. Emperyalizm, iki yakamızın bir araya gelmemesi için çabalarını sürdüredursun, milyonlar haykırıyor: NE ABD NE AB TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE. Bu haykırışın önüne ne Tayyip set çekebilir ne de Baykal-Sezer- Ağar.
Sorunumuz CHP-DSP seçmeni ile değil. Bu partilerin Türkiye'yi sürüklemeyi taahhüt ettiği AB ve ABD denetiminde parçalanma politikasıyla, küçük Amerika programıyla sorunluyuz. O program değil mi Tayyipler'i, gericileri, tarikatları başımıza saran? O program değil mi Türkiye'de Atatürk Devrimleri'ne karşı gerici-emperyalist kalkışmaların kapısını aralayan? Türkiye'nin küçük Amerika sistemine henüz girmediği, başı dik, bağımsız, Atatürkçü döneminde mümkün müydü bugün yaşadıklarımızın gerçekleşmesi? Biz diyoruz ki, gericiliğin de emperyalizmin de panzehiri, Atatürk Devrimleri'dir. Ekonomiden dış politikaya, kültürden eğitime kadar Atatürk programı uygulanmak zorundadır. Diğer tüm formüller, başımıza yeni Tayyip'leri sarmaktan başka işe yaramayacak. Şimdi Deniz Baykal çıkmış diyor ki, "ABD ve AB'ye bağlılıktan ödün yok." Devam et. İşte altın formül, Atatürkçülük testi bu: Atatürkçülük'ten kopan, ABD'ye ve AB'ye yanaşıyor. İşçi Partisi, o nedenle sağlam duruyor. Atatürk'te birleşmeyi ısrarla öneriyor. Çok net belirteyim. ABD ve AB'yi savunan Atatürkçü olamaz. ABD ve AB bağımlılığını savunmak, irticanın sürdürülmesini savunmaktır.
AKP'yi devirmekten söz ediyoruz. AKP devrildi. 14-29 Nisan'da AKP devrildi. Milleti yok, ordusu yok. Üniversitesi, yargısı yok. ABD'nin ne işine yarayacak böyle bir hükümet? Nereye sürecek BOP planlarında? AKP, 14-29 Nisan mitinglerinde işgöremez raporu aldı. Şimdi emperyalist devletler, krizin derinleşmesi ve Atatürkçü, gerçekten bağımsızlıkçı bir iktidar seçeneğinin güçlenmesi olasılığına karşı, ABD ve AB ile işbirliğine açık partilere yanaşarak tepkilerin içini boşaltmak istiyor. Tekrar ediyorum: ABD, AKP'yi feda etme noktasına geldi. Deyim yerindeyse kullanıp atma, sifonu çekme vakti yaklaşıyor. Mesele şimdi, yerine neyi koyacağımızda. ABD-AB ve bunların güdümündeki TÜSİAD-medya oligarşisi, Türkiye'yi yolunacak tavuk gibi gördüğü için, Referans gibi TÜSİAD'çı gazetelerde Baykal'dan taahhüt alıyor. Soruyor: "Bu sömürü, yağma düzenini sürdürecek misin? Tefeciyi, borsacıyı, rantiyeciyi koruyacak mısın? Milletinin kaynaklarını yabancı tekellere peşkeş çekmekte AKP'den geri duracak mısın? Türkiye'nin AB kapısında bağımlılığını sürdürecek misin? Geçmişte senin de içinde olduğun partinin imzasıyla yürürlüğe giren AB Gümrük Birliği sürecini, Türkiye ekonomisinin yıkımını sürdürecek misin? Bu ekonomik yıkım içinde güçlenen, zenginleşen cemaatlerin makarna ve altın dağıttıkları, Kuran'a el bastırarak oy topladıkları yoksul mahallelerde, cemaatlerine yeni müritler katmalarına imkan veren ekonomik sistemimizi sürdürecek misin? Sorular bunlar. Baykal'ın yanıtları: EVET, EVET, EVET. Dünkü Referans Gazetesi'nde yayımlanan Baykal söyleşisinin manşeti: "Deniz Baykal, CHP'nin Ekonomi Programını Referans'a Anlattı: Piyasa Ekonomisinin Kurallarına Uyacağız. AB Hedefi Sürecek".
Yani Deniz Baykal, TÜSİAD'a, AB'ye, ABD'ye hangi programda birleştiklerinin hesabını, garantisini veriyor. Brüksel'de, Washington'da birleştiklerini ilan ediyor. Başka bir alıntı: bugünkü Milliyet'ten (11 Mayıs 2007)
„CHP lideri Deniz Baykal, PM toplantısından önce gazetecilerin sorularını cevaplandırıyor. Bir soru şöyle: Mitinglerde birleşmeniz isteniyor ama aynı mitinglerde AB ve küreselleşme karşıtı görüşler sergileniyor, ne diyorsunuz?
Baykal'ın cevabını teypten aktarıyorum:
- Böyle bir sorunumuz yok, böyle bir konumuz yok. Yani bizim de DSP'nin de AB konusundaki tavrı çok net, çok açık."

Nedir peki net olan? Onu da Referans'ta manşetten yayınlanan ve TÜSİAD'ın iştahını kabartan söyleşisinde açığa vurmuş: Yukarıda ayrıntıları var: AB kapısında parçalanmaya EVET.
 
Yani, AKP'yi başımıza saran ABD, şimdi de milleti ve orduyu kazanma formülüyle içeriden müttefikler arıyor. Bu büyük Atatürk Devrimi uyanışını, bağımsızlık taleplerimizi, kendisi için sorun yaratmayacak programlara, partilere yönlendirmek için telaş halinde şu aralar.
Buna kanacak mıyız? Bu alçaklığı kabul edecek miyiz? Kendi adıma etmeyeceğimi söyleyebilirim. Ve bunu o saygın kitlelere kabul ettirmek de mümkün olmayacak. O yüzden İşçi Partisi'nde, o yüzden Atatürk Devrimi'nde ısrarcıyım.
 
ABD, Türkiye'yi parçalama haritalarını yayınlamış. Deniz Baykal, "ABD ile çalışacağız" diye açıklama yapıyor ( http://denizyalcin. blogspot. com/2007/ 02/randcia- raporunda- verilen-grevi- kimler.html ). AB, Ermeni soykırımını tanımamayı suç sayan çerçeve karar tasarısını kabul etmiş, Deniz Baykal "AB hedefimiz sürecek, şerefli üyelik olacak" diyor. AB üyeliğinin şereflisi kaldı mı gerçekten? Bu arada, Baykal'ın AKP'den ne farkı kaldı peki? Vicdan sahibi insanlara soruyorum: ABD ve AB ile çalışacağını garanti eden CHP liderinin Tayyip Erdoğan'dan, AKP'den farkı nedir bu durumda? Bize bunu söylesinler, bunu tartışalım. Politikaları, programları tartışalım diyoruz.
 
ABD taktiğinde ölüm yerine sıtmaya razı etme formülünde boğulmayalım. Zira ittifakların mitinglerde yükselen ABD ve AB karşıtı bağımsızlık taleplerinin iktidar seçeneğine dönüşmesi riski karşısında, ABD-AB merkezleri tarafından can simidi olarak görüldüğü, 10 Mayıs 2007 tarihli Cumhuriyet'te yayımlanan AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Başkanı Joost Lagendijk'in sözlerinden de anlaşılıyor: "Mitinglerin o kadar büyük kalabalıkları toplaması herkesi şaşırttı... Gelecek parlamento seçimlerinden dileyelim ki reform yapmak isteyen, AB yanlısı bir hükümet çıksın. Lagendijk şunları ekledi: "Türkiye'de sağ ve soldaki partiler arasındaki birleşme ve ittifak çalışmaları, son derece olumlu ve desteklenmeli." Sahi, bizim 14 ve 29 Nisan'da karşıt sloganlar attığımız ABD ve AB yetkilileri, bu ittifakları neden olumlu buluyorlar, neden desteklenmesi gerektiğini söylüyorlar?
 
Şimdi bütün bunları alt alta koyunca, akıl ve vicdan sahibi dostlarımızdan bir tek şey istiyorum. Gelin bunları tartışalım. Kabul edebilecek misiniz verdiğiniz oyla ABD ve AB planlarında yer alacağını ilan eden Baykal'ları, Zeki Sezer'leri, Ağar'ları?
Bunun karşısında İşçi Partisi'nin uygulamayı taahhüt ettiği Milli Hükümet Programı var. ( http://ip.org. tr/lib/pages/ detay.asp? goster=mhaberdet ay&idhaber=53 ) Varsa itirazlarınız bu programa, tartışalım, doğru ve sağlam zeminde tartışmayı açalım. Çünkü Türkiye'nin ABD-AB ve gericilik bağımlılığından, küçük Amerika sisteminden kurtulmasını sağlayacak başka program yok.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !